confessions

the aquarian

rektör - koordinatör -

  1. toplam entry 221
  2. takipçi 8
  3. puan 15688

kokosh

coolstuff
Sözlük platformlarının kuruluş amacına hizmet edercesine açtığı bilgilendirici ve ufuk açıcı başlıklar dolayısı ile şahsım adına takip edilmesi gereken yazardır. Ellerine, düşüncelerine sağlıktır.

saç kestirmek

kraliçe
Kısa kestirdiğim anlarda yerimde zıplayarak ağlamama sebep olan eylem.
Saç kestirdiğimi bilmeyip beni öyle ağlarken gören insan biri ölmüş sanır.
Yarım saat sonra da "aaaa çok güzel oldu yhaaaa" diyorum.

starbucks

coolstuff
Çalıştığım şirketin 3 kıtada ana sağlayıcılığını üstlenmesinden ötürü hakkında az çok bilgi sahibi olduğum şirkettir. Kahvesinin kalitesi, personellerinin kurumsallığı, vizyonları tartışmaya açıktır fakat şu da unutulmamalıdır ki;

Türkiye'de hiçbir işletme, tesis, mekan; size bir bardak kahve karşılığında aynı yerde saatlerce oturup ders çalışma, görevli personel tacizi (ne içersiniz, ne yersiniz, bilmem neyinizi tazeleyeyim mi gibi) olmadan sohbet etme ve en önemlisi bardağa isminizi yazarak ve instagrama fotoğraf atmanıza imkan oluşturarak kendinizi bir bok zannetme lüksünü vermez. Kıymetini bilin.

kıyaslama hastalığı

coolstuff
Günümüzün en yaygın adetlerinden ve bazen gerçekten hastalık boyutuna taşınan; insanın esas amaç olarak; kendi sevdiğini, kendi güzelini, kendi beğendiğini,kendi doğrusunu karşı tarafa dikta ederek kabullendirmek amacıyla gerçekleştirdiği ve çeşitli argümanlarla savunduğu tezlerinin ifade ediliş şekli.

Ronaldo - Messi
Atatürk - FSM
Londra - Paris
Sabahattin ali - nihal atsız
michael jordan - karl malone
tyson - holyfield
mercedes - bmw
Türk kızı - rus kızı
Türk erkeği - italyan erkeği gibi milyonlarca tarafa konu edilir. Kendi gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, ruhumuza hitap eden "şey" lerin tadını çıkarmak, bir inanışa mensup isek şükür etmek, bize güzel / doğru / iyi gelen şeyleri paylaşmak yerine zorla başkasının da hissiyatı haline getirmeye çalışmak ne kadar doğrudur kısmını sizlere bırakıyorum.

Bir de benzetme çabaları vardır. Erkek arkadaşım babam gibi olsun, kız arkadaşım annem gibi olmalı, saçlarım merve gibi olsun, boyum 1.90 ama ayakkabı numaram ahmet'inki gibi 37 olsun vb vb vb.

Bırakın eşi, dostu, akrabayı, karşı cinsi, hayvanı vb. Önce kendinizi sevin ve kendinizi de lütfen başka bir şey ile kıyaslamayın. Kendinizin ve hayatın tadını çıkartın; ronaldo'yu da izleyin, messi'yi de. Tadını çıkarın ulan işte; aynı dönemde ikisini de izlemek nasip olmuş, daha ne diye kıyaslama gafletine düşüp de hem kendini, hem insanları yorarsın.. Diğer örneklerle de benzerleri çoğaltılabilir.

kırmızı ruj

coolstuff
Kadınların yanlış kullanımından ötürü insanların göz zevkinin içine eden, en az dişleri sararmış ve tırnakları kirli erkek kadar itici gözükmelerine sebebiyet veren kozmetik ürün. İlla kullanacağım diyorsanız da bir uzmana danışın, o sizi yönlendirir muhtemelen yüz ve dudak yapınıza göre. Afrika papağanları gibi dolaşmayın ortalıkta.

Not : O zaman bakma diyecek olanlar için: bazen ister istemez güzel gözükeceğim diye palyaço gibi ağızla dolaşan insanlarla toplantı yapmak, yemek yeme durumunda kalabiliyor insan.

bana söylemek istediğin bir şey var mı

diliyok
"Ben biliyorum ama sen yine de itiraf et" deme şeklidir. Bazen annem tarafından maruz kalıyorum gizlim saklım olmadığı için de uzun süre düşünmeme sebebiyet veriyor. Sonuç olarak da seni denedim diyerek benimle dalga geçiyor. Bazen içinden ne salak kız dediğini duyar gibiyim.

kırmızı ruj

diliyok
Kullanılması tehlike rujdur. Düzgün bir şekilde sürüş ister. Tonlarında dolayı bazıları dişleri olmadığı hâlde sarı gösterir. Bembeyaz dişlere daha çok yakıştırırım. Ama ne önemi var bunlarında kullanmak istiyorsan kullan gitsin. Götü bokluların sana laf demesini umursama ve sür gitsin inatlarına.

yazarların ilk ezberlediği şiir

diliyok

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sanaa benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
Arif Nihat Asya
2

kırmızı ruj

kraliçe
Herkese yakışmıyor olsa bile isteyen herkesin her şeyde olduğu gibi kullanabileceği rujdur.
Ağıza kilit vurulmayan dünyada dudaklara da vurulmaz.
Sürün, sürdürün. Böyle ürünlerin doğru olanını deneme yanılma yöntemiyle bulacaksınız.

diyanetin otobüste öpüşme ile ilgili açıklaması

coolstuff
"Keşke kız arkadaşım olsaydı ve bilerek otobüste öpüşseydim de gücü yeten müdahale etseydi. "dedirten açıklama.

Makbuleci, salyalı şerefsizler. Size kaldı değil mi düzene karar vermek. Aah ulan ah. Öpüşün abiler, ablalar; sevdiğinizi, sevildiğinizi görsünler. İnsanların sevdiğini öpünce namussuz olmadığını gözlerine sokarcasına gösterin, öpüşün. Sevgiyi, iyi olan her şeyi kıskanan bu puştlara kızarak değil, bilakis acıyarak öpüşün.

https://www.haber3.com/guncel/diyanetten-otobuste-opusme-tartismasiyla-ilgili-dikkat-ceken-aciklama-haberi-5083872

yazarların ilk ezberlediği şiir

kraliçe
Ortaokulda Türkçe öğretmenimin "kraliçe, gel buraya sen de güzel şiir okuyacak bir tip var al bu şiiri ezberle. Güzel okursan seni sözlüye kaldırmayacağım" demesiyle ezberlediğim şiirdi. Ve hala unutmadım.


İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul`u dinliyorum.

İstanbul'u dinliyorum-Orhan Veli kanık

şemsiye kullanma rehberi

coolstuff
"insanlar kör olmasın" kampanyası için yurdum insanının okuması gereken başlık.

Allah rızası, peygamber hatrı için, kutsal ruh için, isa için, taptığın putlar için, hangi inanıştaysanız oradaki tanrı için yalvarıyorum; şu havalarda şemsiye kullanırken başınızı öne eğip yürümeyin, karşıya bakın, yanınıza bakın, bir yere bakın da nereye bakarsanız bakın. Sokakta insanlarla birlikte yürümek durumunda olduğunuzun ve ona göre davranmanız gerektiğinin lütfen farkına varın. Zor değil ya karşıdan birisinin gelip gelmediğini görmek veya görmeye çalışmak.

Yolda mı yürüyoruz, survivor adasında elemeleri mi geçmeye çalışıyoruz belli değil. Lütfen dikkat edelim, lütfen.

yazarların ilk ezberlediği şiir

infazci
"Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden."

yazarların ilk ezberlediği şiir

kokosh
"manyak mısın? bunu neden ezberledin?" diyecekler için ön edit: ortaokulda türkçe dersinde hocamız "bakalım ezberleyebilen çıkacak mı?" diye gaz vermişti. o zamanlar çabuk gaza geliyordum ve hafızam da çok iyiydi. şimdiki gibi teflon misali, bilgiler kayıp gitmiyordu hemen. işte o gazla sonuç bu ve kafama öyle kazınmış ki, hâlâ büyük ölçüde bakmadan okuyabiliyorum, bazı yerlerde teklesem de;

HAN DUVARLARI

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...

Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!

Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.

Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.

Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonun ademdir diyor insana yolun hali,

Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmışım, kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu

Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.

Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.

Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Git gide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...

Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değildi, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka bir ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.

Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...

Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.

Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.

Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.

Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...

Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...

Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

neden bekliyorsun?


aü sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol